Mustafa Sarıgül


12

AKP’nin belediyecilik anlayışından zihniyet olarak nerede ayrılıyorsunuz?

AK Parti iktidarının ilk dönemi yerelde ve genelde fena değildi. Fakat ikinci ve özellikle üçüncü dönemden sonra çok önemli ayrışmalar oldu. Benim en büyük eleştirim demokrasi anlayışlarınadır. Kendin gibi düşünmeyenlere de saygı göstermen lazım. Ben sadece bana oy verenlerin belediye başkanı olamam. Bana oy vermeyenlerin de haklarını ve hukuklarını korumam lazım. Bir belediyeyi yönetirken kriterler olması lazım. Bizim yönetim anlayışımızda benim dediklerim olmaz, bizim dediklerimiz olur. Bizim yönetim anlayışımızda İstanbul halkının yararına olmayan hiçbir projeye kesinlikle imza atılmaz. Bizim yerel yönetim anlayışımızda bizim belediyemize, Büyükşehir Belediyesi’ne müracaat eden yurttaşlarımıza, hangi ırktansın, hangi kültürdensin, hangi mezheptensin diye bir soru sorulmaz. Hangi siyasi partiye oy veriyorsun diye soru sorulmaz. Bizim büyükşehir anlayışımızda bilimin, doğanın, hukukun ve çevrenin arzu etmediği hiçbir projeye kesinlikle imza atılmaz. Son örnekte hep beraber gördük. Dünyanın hiçbir ülkesinde, bırakın bir parkın içine bina yapmayı bunun girişimi dahi olamaz. Bugün Büyükşehir Bbelediyesi böyle bir kararı almamış olsaydı Türkiye’de Gezi olayları olmazdı. Gezi olaylarında yedi tane şehit var, yedi demokrasi kahramanı var. Yaklaşık olarak 11 kişi çeşitli yerlerinden engelli duruma düştü.. Ayrıca binlerce yurttaşımızın mağduriyeti var. Emniyet mensuplarıyla vatandaşlarımızın karşı karşıya gelmesi var. Türkiye’nin de önemli ölçüde itibar kaybı var. Bir siyasetçi ideolojik ya da bireysel bir çıkarı yoksa her kararından vazgeçebilir. Ama varsa o kararını ısrarla savunulabiliyor.

Hemen Gezi olaylarına geldik gerçi ama madem konu açıldı sorayım. İktidarın bu meselede bahsettiğiniz ideolojik ya da bireysel çıkarı neydi?

İdeolojik çıkar şudur; 1909 yılında biliyorsunuz orada bir şeriat ayaklanması oluyor ve bu şeriat ayaklanmasını da Mustafa Kemal Atatürk’ün de içinde bulunduğu bir grup bastırıyor. Şeriat istemiyoruz diye o hareketi bastırıyor ve Türkiye demokrasiye doğru geliyor. Gezi konusu bizim için çok önemlidir. Kazandığımızda, ilk belediye meclisi toplantımızda bu projeyi gözden geçirip iptal etmemiz gerekiyor. Ayrıca ilgili sivil toplum örgütleriyle de görüşerek Gezi’nin içinde her yurttaşın, dünyada demokrasiye inanan herkesin gelip saygı duruşunda bulunabileceği, kaybettiğimiz insanlarımızı anabileceği, çok güzel bir anıt yapmayı planlıyorum. Senden ricam şu, 30 Mart akşamı saat 20:30’da kimseye randevu verme, Taksim Meydanı’nda olacağız zaten.

İktidarın Cumhuriyet dönemindeki İslamcı ayaklanmaları siyasi referans aldığını söylüyorsunuz.

Bir başka olayımız da şu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularına “iki ayyaş” kelimesini kullanmak çok ağır bir itham. Bugün 50 İslam ülkesi içinde demokrasiyle yönetiliyorsak, bunu Cumhuriyet’e ve cumhuriyet, demokrasi kararını alanlara borçluyuz.

Sizin de çılgın projeleriniz var mı?

Bizim hiçbir zaman çılgın projelerimiz olmayacak. Akılcı, ayağı yere basan, demokratik, dünyanın kabul ettiği projeleri yurttaşlarımızla buluşturacağız. Bunları kamuoyuyla paylaşacağız. Ayrıca her siyasi partiden konuyla katkı isteyeceğiz. Onların da görüşlerini mutlaka alacağız.

Başkanlığını yaptığınız Şişli bölgesinde de çok fazla inşaat projeleri, yüksek binalar mevcut. Seçilirseniz İstanbul’da devam eden kentsel dönüşüm projelerini destekleyecek misiniz?

Bizim kentsel dönüşüm değil kentsel gelişim dememiz lazım. Ben yurttaşlarımın yüzde 100’ünün kabul etmediği hiçbir projeyi kentsel dönüşüm olarak hayata geçirmem. “Efendim yasa çıktı” diyorlar, bölge halkının itirazlarını hiç dikkate almadan büyük müteahhitler devreye giriyor. Benim bir Kuştepe bölgem var. Ben 15 yıldır orayı yapmak istiyorum fakat bölge sakinleri henüz ikna olmadıkları için yapmadım. Vatandaşların yüzde 100’ünün desteğini almadan hiçbir projeyi İstanbul’da hayata geçirmem. Bir belediye başkanının hayata geçirmek istediği bir proje, yurttaşlarımız tarafından sempatiyle karşılanmıyorsa, o zaman niye yapayım?

Seçilirseniz merkezî hükümet ile belediye arasında sorunlar çıkacağını düşünüyor musunuz?

İstanbul’un Ankara’dan yönetilme devri bitecek. İstanbul, İstanbullularla beraber yönetilecek. Demokrasi diyorsun. İleri demokrasilerde merkezî hükümetlerin yerele müdahalesi her zaman problem olmuştur. Bu doğru bir anlayış değildir. İstanbul’u kazandığımız zaman konuları ilgili bakanlıklarla da müzakere edeceğiz. Biz, ilgili bakanlıkların temsilcilerini de kurul olarak çağıracağız. Bütün siyasi parti temsilcilerini çağıracağız. İstanbul’da ‘benim projem’ devri bitecek. ‘Bizim projelerimiz’ devri başlayacak. İstanbul’da bireysel değil, toplumsal projeler ön plana çıkacak.

Yani bir uzlaşma, sakinleşme dönemi vaat ediyorsunuz.

Bir başka deyimle sevgili dostum, kin dönemini, nefret dönemini, sevgisizlik dönemini, ben dönemini bitireceğiz. İstanbul’da barış dönemi, uzlaşma dönemi, kardeşlik dönemi, sevgi dönemi ve biz dönemi başlayacak. Biz İstanbul’u 10 yıllık süre için yönetmek istiyoruz. Bir belediye başkanının 10 yıldan fazla görevinde kalmaması lazım. 10 yıldan fazla bir belediye başkanı görevinde kaldığı zaman rutine düşüyor, enerjisi düşüyor, heyecanı düşüyor.

Şişli’de tüm inanç gruplarına, ibadethanelere eşit hizmet götürdünüz. Büyükşehir belediyesi olarak mesela cemevi yapacak mısınız?

Benim anlayışım bellidir.. Şişli’de bunu yaptım. Din, dil, kültür, mezhep farkı gözetmem. İslam dünyasından gelen örfüne, töresine, geleneklerine bağlı, inançlarına saygılı bir ailenin çocuğuyum. Ben Şişli bölgesinde birçok camiye destek verdim. Aynı zamanda birçok cemevine de destek verdim. Bununla da kalmadım, Şişli bölgesindeki sinagoglara da kiliselere de destek verdim. Aynı şekilde vermeye de devam edeceğim. Ben ihtiyaç olan yerlere cami de yapacağım, kiliselerin onarımlarına da aynı şekilde destek vereceğim. İhtiyaç olan yerlere, talep olursa cemevi yapmamızın hiçbir mahsuru yok. Keyifle ve mutlulukla yaparım. Önemli olan İstanbul’a yakışan, estetik yapılar ortaya koymak olmalı.

Mustafa Bey, sosyal demokrat bir gelenekten geldiğiniz hâlde konuşmalarınızda dinî terimleri çok kullanmakla eleştiriliyorsunuz. Bunu niye yapıyorsunuz?

Sarıgül’ün çizgisi bellidir. Sarıgül tutarlılığına çok önem veren bir arkadaşınız. Sarıgül CHP gençlik kolu sekreteri, gençlik kolu başkanı, ilçe başkanı, milletvekili, TBMM başkanlık divanı üyesi, Sarıgül üç dönemdir de DSP’nin ve CHP’nin belediye başkanı. Ben CHP geleneklerinden geliyorum, CHP’nin geleneklerinde inançlara saygılı bir laiklik vardır. Ben her zaman inançlara saygılı laikliği savunmuşumdur. Aynı zamanda inançlarımız Allah’a ulaşma yoludur, iktidara ulaşma yolu olarak hiçbir zaman istismar edilmemelidir. Bazı arkadaşlar diyorlar ki, “Sarıgül çok fazla Allah kelimesini kullanıyor, çok fazla Atatürk kelimesini kullanıyor”. Evet, ben inançlarımdan da Atatürk’ümden de kesinlikle taviz vermem. İnançlarımı çok önemsiyorum ama ben hiçbir arkadaşımızın camiye de, cemevine de, kiliseye de, havraya da girerken parti rozetiyle girmesini arzu etmiyorum. Türkiye’de inançların hiçbir şekilde siyasete alet edilmemesi lazım. Ayrıca miting havası başkadır, kürsü başkadır, İkili sohbetler başkadır. Mesela isterim bir pazar günü ya da hafta içi bir gün bizimle mahalleleri dolaşın, onu size kim konuşturur? Kitle konuşturur. Kitleye bakarsın, kitle ne istiyor, kitle ne duymak istiyor, kitleyle nasıl konuşman gerekiyor. Mesela her mahalleyle aynı konuşmayı yapamazsın, o anda gidersin kitleye bakarsın o kitlelerin senden bazı beklentileri vardır, ona göre hareket edebilirsin. Yani bir inanç ki orada bir inanç istismarı olmasını ben kesinlikle kabul etmem ve doğru da bulmam ve inançlar, gerçekten altını çiziyorum, özellikle inançlar Allah’ımıza ulaşma yoludur, iktidara ulaşma yolu olarak istismar edilmemesi lazım. Onlar bizim gönül bahçelerimizdir. İktidar alabildiğine duygu sömürüsü yapıyor, alabildiğine de inançlarımızı istismar ediyor. Ben bunu hiçbir zaman doğru bulmam.

Sormazsam çatlayacağım. Kendinizden niye hep Sarıgül diye bahsediyorsunuz?

Bir insana soyadıyla hitap etmek lazım. Mesela Mustafa ne haber ya da Ahmet ne haber diyebilirsin ama soyadı bana göre uygun geliyor. Ayrıca ‘ben’ desem daha kötü. Durmadan ben ben dediğin zaman da, ya sen kimsin derler. Soyadı kullanmak daha sıcak geliyor.

İstanbul’un bir diğer adayı Sırrı Süreyya Önder. Onun için ne düşünüyorsunuz?

Sırrı Bey iyi bir sanatçı. Çok esprili bir anlayışı var. Çok ortak dostumuz var. Ben kendisini seviyorum. Benimle ilgili söylediği sözler de yürekten söylenmiş sözler değil. Söylediklerini siyasetin bir doğası olarak görüyorum ve yürekten gelen, negatif bir söz olarak kabul etmiyorum.

Sırrı Süreyya size çok eleştiri yapıyor ama?

Ben onu sizin takdirinize bırakıyorum. Gezi Parkı’nda olacaksınız, dozerin önünde olacaksınız, ki bu muazzam bir şey. Ve o projeyi gündeme getiren, mevcut hataları yapan ve kaç tane canın gittiği projeye imza atan bir anlayışı bırakıp Sarıgül’le ilgili konuşacaksınız. Ne diyeyim, canı sağolsun diyeyim o zaman. Ama ben hiçbir zaman için Süreyya Bey’le ilgili olumsuz bir şey söylemem.

Başbakan da sizi daha çok anmaya başladı.

Adama sorarlar, Sarıgül 15 yıldır Belediye başkanı. Siz de 12 yıldır iktidarsınız. O dönem hakkımdaki iddialarla ilgili araştırmayı yapan, teftişi yapan, soruşturmayı yapan sizin İçişleri bakanınız, sizin yetkilileriniz. Savcılık, iddialarla ilgili soruşturma açılmasına gerek dahi görmemiş. İçi boş, tamamen siyasi nedenlerle hazırlanmış, Deniz Baykal ile girdiğim mücadele sebebiyle dört tane CHP milletvekilinin hazırlamış olduğu bir olaydır. Ve soruşturma açılmasına gerek dahi kalmamış. 12 yıldır iktidardasınız, bunu şimdi niye söylüyorsunuz?

AKP’ye yönelik yolsuzluk iddialarına ne diyorsunuz?

Onun takdirini size bırakıyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu ile yaptığım söyleşide sizin aday gösterilmenizle beraber bir anlamda kendi rakibini partiye davet ettiğini konuşmuştuk. Kılıçdaroğlu: “CHP’ye Genel Başkan olanın yolu yordamı bellidir” cevabını vermişti. Partinin başına geçmek için davranacak mısınız?

Ben öncelikle Şişlili yurttaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Onlar bana görev verdiler ve biz de bu görevde başarılı olduk ki İstanbul için anketlerden biz çıktık. Yurttaşlarımız anketlerde “Sarıgül’ü Büyükşehir başkanı görmek istiyoruz” dediler. Sayın Genel Başkan da büyük bir nezaket, zarafet ile hiçbir kuşku, endişe altında kalmadan lütfetti, bizi partiye davet etti. Zaten beni partiden demokratik olmayan yollarla ihraç ettiler. Ben başkaldırdığım için beni partiden ihraç ettiler. Ben haksızlıklara başkaldırdım, başarısızlığa başkaldırdım. Şimdi İstanbul’u çok güzel bir şekilde yönetmek istiyorum.

Manşetlik bir şey vermiyorsunuz yani bana?

Verdim ya. İnançlar Allah’a ulaşma yoludur. İktidara ulaşma yolu değildir.

Başbakan’a, iktidara çok fazla yüklenmiyorsunuz diye eleştiri alıyorsunuz. Mesela bugün yolsuzluk soruşturması var. Başbakan devlet içinde bir çetenin varlığından bahsediyor. Tüm Türkiye olanları şaşkınlıkla izliyor. Bu konular hakkında konuşmak istemiyor musunuz?

Aslında AK Parti’yi en yoğun şekilde eleştiren benim. Ben işsizlikten bahsettiğim zaman, insanları ötekileştiriyorsunuz dediğim zaman, yurttaşlarımızın yüzde 100’ünü kucaklayacağım dediğim zaman kimi eleştirmiş oluyorum? Sayın Başbakan ne diyor? Yüzde 50’si benim, gerisi ne yaparsa yapsın diyor. Gerisi ne yaparsa yapsın ama sonra palalılar sokağa çıkıyor. Taksim’de yedi demokrasi şehidinin müsebbibi olan kararı kim imzaladı? O kararı kim verdi? Büyükşehir verdi. Büyükşehir kim? AK Partili belediye. Peki, o karar verilmeseydi yedi kaybımız olacak mıydı? İnsanlarımız ölmeyecekti. Olay şu, ben bu eleştirilerimi yaparken, sinkaflı konuşma yapmayacağım. Kötüleme yapmayacağım, karalama yapmayacağım. Siyasetin nezaketini ve zarafetini elden bırakmayacağım. En ağır eleştirilerimi üslup farkıyla yapacağım. Çünkü AK Partili seçmenlerin yüzde 12-17 arasındaki seçmen ben Sarıgül’e oyumu veriyorum diyor. Zaten Ankara’da bir kavga ortamı var. Ben o kavga ortamını yerel seçimlere çekmek istemiyorum. Onlar beni yerel seçimlerde kavga ortamına çekmek istiyorlar. Ben yeteri kadar dersimi aldım. Ben o kurultayda bir tane yumruk vurdum ve benim başbakanlığım gitti. Kurultayda benim o hareketim olmasaydı ben normal konuşmamı yapsaydım kazanmıştım. Ben Baykal’a karşı 99 oyla kaybettim.

Gülen Cemaati sizi mi destekleyecek bu seçimlerde?

Cemaatler hizmeti destekler. Benim bütün cemaatlerle diyalogum iyi, onu bilmeni isterim. Nasıl kiliselerle sinagoglarla diyalogum iyiyse ben bölgemizde bulunan bütün cemaatlerin, hiçbir ayrım yapmadan, yurtlarına, okullarına elimden gelen tüm desteği verdim. İnsanlara selam verdiysen, selam aldıysan, gönül bağın varsa, cemaat seni tanıyorsa, iyi şeyler yapabileceğini biliyorsa destekler elbet. Cemaat, bireysel olarak, şu adayı destekleyin, bu adayı destekleyin diye bir şey demez hiçbir zaman. Ama sizin cemaat dediğiniz kimdir? Cemaat dediğin vatandaşlardır. O vatandaşlar seni seviyorsa, sen onların gönlünde sevgi üzerine bir dünya kurduysan zaten sana destek verirler.

Seçmenlere bir mesajınız var mı?

Tüm projelerimiz hazırdır. Proje bombardımanı yapacağız biz. İstanbul hakikaten kazanacak. İstanbul’da ötekisi olmayan anlayış kazanacak. İstanbul’da gerçekten barış kazanacak. Kin, nefret ve sevgisizlik dönemini bitireceğiz. İstanbul demokratik dünyayla çok mutlu bir şekilde barışacak. Bize oy verenlerin hakkını koruyacağım ama bize oy vermeyen kardeşlerimizin de hakkını koruyacağım. İstanbul Belediyesi’nde görev yapan hiçbir arkadaşın aşıyla ve işiyle oynamam. Hiçbir arkadaşımı siyasi düşüncelerinden dolayı ekmeğinden etmem. Hepsini kucaklarım, hepsini çalışmalarına devam ettiririm. Bu benim taahhüdümdür ve sözümdür.