Efkan Bolaç


6

Gezi yaşandı ve sona erdi. Fakat pek çok insanın başına iş geldi. Artık konuşmayı ihmal ettiğimiz ve sıkıntısı devam eden insanların durumu ne?

Gözaltılar konusunda İçişleri Bakanlığı’nın verdiği sayıyla bizim takip ettiğimiz sayı birbirini tutmuyor. Sadece İstanbul’da 1100 civarında gözaltı oldu. Bununla ilgili olarak hâlen İstanbul’da tutuklu sayısı 31’dir. Bizim tespit edebildiğimiz 12 kişide görme kaybı oluştu. 11 Haziran’a kadar İstanbul’da sağlık hizmeti için revirlere sığınan yaralı sayısı 1100’ü geçmişti. Gelenlerin yanık, nefes alma zorluğu, plastik mermi veya gaz kapsülü ile vurulma, darp gibi şikâyetleri vardı. 31 Mayıs- 1 Haziran’da döneminde kullanılan gaz fişeğinin toplamda 130 bin gibi rakamlara çıktığını fark ettik. Baktığımızda 130 bin sayısı Avrupa’da altı yılda kullanılan gaz fişeği toplamına eşit.

İki günde kullanılan rakam mı bu?

İki günde kullanılan 130 bin kapsül. Onun dışında Türkiye’nin dört yıllık stoku tüketilmiş. Türkiye tekrar ithalat yapmak zorunda kaldı. O iki günde kullanılan sayının dünyada bir yılda kullanılan toplam sayıya eşit olduğunu fark ettik. Bu korkunç bir rakamdı. Çünkü bununla ilgili olarak Lahey Adalet Divanı’nın ifadesi var. Tabipler Birliği kullanılan gazın insanlar üzerindeki etkilerinin üç dört sene onra ortaya çıkabileceğini söyledi. Ortada bir kimyasal kullanımı var. Bu kimyasal kullanımının daha sonra kansere sebep olacağını, veya kanser görülme sıklığını ne derecede artırıp eksilteceğini göreceğiz dediler.

Gerek Türkiye mevzuatında gerek evrensel normlarda ele alacak olursak, müdahalelerin usule aykırı yönleri neler?

Eğer barışçıl amaçlarla geldilerse hiçbir zaman polisin o insanlara müdahale hakkı yoktur. Eğer ki bir toplantı veya gösteri yürüyüşü şiddetle başlamışsa ve şiddet sonradan değişmiş ve bu şiddet içeren unsurları polis ayıklamışsa o toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahale edemez polis. Ayrıca gecenin bir vakti hiçbir devlet ağaç kesmeye gitmez. Çünkü devlet şeffaftır. Devlet gündüzdür. Devletin karanlıkta iş görmemesi gerekir. Eğer bir devlet karanlıkta iş görüyorsa bil ki kendini meşru görmüyordur. Bu ODTÜ ormanları için de geçerlidir Gezi olayları için de…

Başbakan, bu süreçte görevini kötüye kullanan, orantısız şiddet kullanan kolluk kuvvetleriyle ilgili gerekenin yapılacağını belirtmişti. Soruşturmalar ne durumda?

Onunla ilgili olarak en açığı zaten Eskişehir’dekiydi. Bir de Antalya’da otoparkta olan olaylardı. Antalya otoparkta çok açık ve net durumdayken, bu çocukların orada herhangi bir şekilde tepki vermesi sözkonusu değilken, otoparka giren polislerce o çocukların orada darp edilmesi tamamen işkencedir.

Ne oldu o polislere?

Hiçbir şey olmadı, soruşturma yok. Büyük olasılıkla maaşlarından kesinti olacak. Bildiğim kadarıyla teşhis edildiler ama hiçbir işlem yapılmadı. Buradaki işlemlere bakıyorsunuz burada 600’e yakın polis ifade veriyor ama savcıyla görüştüğümüzde, savcı şunu söylüyor. “Herhangi bir polisi kişiselleştirmem mümkün değil.” Niye? Fotoğraflarını gördük, kasklarını, sicil numaralarını bantlayan polisler var. Ahmet Şahbaz, Ethem Sarısülük’ü vururken çok net şekilde görülüyor. Her şey açık, her şey tamam. Ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Polisi Urfa’ya nakil ettiler. Urfa’da çalışıyor, görevine devam ediyor. Çok açık bilirkişi raporlarına rağmen ve amirinin ben böyle bir emir vermedim demesine rağmen bu cinayeti işleyen polis meşru müdafaa sınırları içerisinde bunu yapmıştır diyerek yargılanmaktadır.

İzmir’de dövülen gençler vardı?

İzmir’deki polislere disiplin cezası verilmiş. Disiplin cezalarının ne caydırıcılığı vardır ki? İzmir’de çivili sopalı polisler vardı. Mesela, Ali İsmail Korkmaz’ın durumu var. Ali İsmail’e bakıyorsunuz cinayet işlenmiş. Cinayet görüntülerinin silindiği ortaya çıkıyor. Bırakın onu, görüntüleri kurtarmak için bilirkişiye veriyorlar. Bilirkişi de siliyor kayıtları. Böyle bir silsile çok açık ve net devlet kanalıyla, devletin koruması altında yapılabilir. En sonunda görüntüleri Jandarma kriminal laboratuarına gönderiyorlar. Kayıtlar kurtarılarak hiç değilse birkaç fail ortaya çıkıyor. Bakıyorsunuz fırının kamera kayıtları silinmiş. Belli bir yerde polisin gelip bir otelde kamera kayıtlarını durdurduğu görülüyor.

Gezi eylemlerine katıldığı için değişik sebeplerle birçok kişi şu an cezaevinde fakat görüntülere, bir sürü delile rağmen tutuklu kamu görevlisi yok yani?

Ali İsmail Korkmaz cinayetinde tutuklu bir kişi var.

Onun dışında?

Yok, hiçbir şey yok. Bir de Ahmet Şahbaz’a açılan dava var.

Herhangi bir mülki amire açılmış bir soruşturma, inceleme yok mu?

Şu an için yok. Talep edildi ve izin verilmiyor. Niye? Üç beş polisi atıyorlar öne, onlar dışında da kimseye izin vermiyorlar.

Gözaltına alındığında polis araçlarında veya karakolda tacize uğradığını söyleyen kadınlar, işkence gördüğünü söyleyen insanları vardı. Bu konuda bir gelişme var mı?

31 Mayıs’ta bununla ilgili olarak altı yedi kadının böyle bir iddiası olmuştu. İçeride çırılçıplak soyulduğunu ve bununla ilgili olarak onur kırıcı bir muameleye tabi tutulduklarını söylemişlerdi. Belli bir yere aldıklarını söylüyorlar, kiler gibi bir yere. Orada insanları soyduklarını söylüyorlar. Oradaki bütün kadınlara aynı muameleyi yapmışlar.

O polisler teşhis edildi mi?

O polislerle ilgili ilk duruşma oldu. Ama o polisler mi değil mi, yargılamanın sonunda belli olacak.

Eylemlerde mahkemeye sevk edilenler neyle suçlanıyor?

Yağma suçu işlendiği, özel kıyafetlerin usulsüz kullanıldığı, Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet, polise karşı silahlı direnme. Doktorların yaralılara müdahalesini suç kapsamına almaya çalışıyorlar. Mesela 12 Haziran’da alınanlar vardı. Baret satıcısı, gözlük satıcısı vardı. Hepsini tutuklamaya sevk ettiler, sonra iddianame düzenlendi. Mahkeme bu iddianameyi reddetti. Bareti olan veya çantasında gözlüğü olan veya toz maskesi olan insanların tamamının gözaltına alındığını ve savcının bunu iddianamede silah olarak değerlendirdiğini görüyorsunuz. Bu arada ajanlıkla suçlanan yedi yabancı uyruklu var. Bir kısmı Erasmus öğrencisi.

Baretler mi silah?

Evet, silahlı direnme diyor. Polise karşı silahlı direnme. Nasıl bir silah, nasıl bir direnme? İddianamede silah olarak gösterilen şeyler, yara bandı, battaniye, baret, gözlük, toz maskesi, solüsyonlar, gaz maskesi vs. Bunların bir şekilde silah olarak değerlendirilebilmesi mümkün değil.

Peki, ne oldu iddianame?

İddianame mahkeme tarafından reddedildi. “Birincisi, bunları silahlı direnme olarak görmüyorum. Ayrıca, ikincisi kişiselleştirme yok, kimin ne yaptığı, ne şekilde bu suçu işlediğine dair delil yok. Üçüncüsü Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ettiğini söylüyorsunuz, toplantı gösteri yürüyüşlerine muhalefetin unsurları da yok burada” dedi. Nedir unsurları? Bununla ilgili olarak bir gösteriye gitme saikiyle hareket etmiş olabilirler bunlar fakat gösteriye gidebileceğini kabul ediyorsan vazgeçebileceğini de düşünmen gerekiyor diyor mahkeme.

Eylemlere katılan herkesin bir suç işlediği varsayılıyor ve rastgele insan toplanıyor öyle mi?

Sokakta genel bir uygulama yapıyorlar. Bu uygulamada çantasında bareti, gözlüğü olan herkesi gözaltına alıyorlar. Gözaltı sürecinden sonra savcının karşısına çıkartıyorlar, savcı tutuklamaya sevk ediyor. Niye? Baret, toz maskesi vs. var diye. Böyle bir şeyin olabilmesi imkânsız.

Ama mahkemeden dönmüş diyorsun.

Döndü, döndükten sonra savcılık tekrar bu iddianameyi geri gönderiyor ve şu şekilde bir cevap yazıyor: “Bu insanlar oraya havuza gitmediler.“ Mahkeme —kural olarak—, iddianame tekrar gönderilirse bunu reddetme hakkına sahip değil. Bunun üzerine mahkeme, (ilginçtir ben daha önce böyle bir karara hiç şahit olmadım) ilk açılış evrakıyla birlikte tüm sanıklar hakkında beraat kararı veriyor. Duruşma günü vermiyor, sanıkları çağırmıyor, hiç kimseye tebligat yapmıyor gelin şu gün duruşma var diye. Duruşmayı açmadan hazırlık safhasında hepsine beraat veriyor.

255 kişi hakkında yeni bir iddianameden bahsediliyor. Bu iddianamede çok tartışılan Bezm-i Âlem Camii de geçiyor sanırım.

Aslında 610 kişilik bir iddianame var. Şimdilik bu kadarı tamamlanmış. Suçlamalar o kadar çeşitli ki, 255 kişiyi bir havuzun içine atıyorsunuz, bu havuzun içerisinde herkese aynı suçlamayı yapıyorsunuz. Bu suçlamaların netleştirilebilmesi imkânsız. Bezm-i Âlem Camii bildiğimiz mesele. İbadethaneleri kirletmek suçlaması. Bira şişesiyle ilgili mevzu bu iddianamede netleşecek ve bu hikâyeyle birlikte artık kapanmış olacak. Müezzinin açıklamalarına da baktığımızda insanlar bir anlamda oraya sığınmak için girmişler. İnsanlar orada can kaygısı ile kapıyı kırıp içeri girmişler ve kendilerini korumuşlarsa orada mesken mesuliyetinin ihlali olmaz. Polislerin belli mesafelerde atış yapması gerekirken 90 derece açıyla insanları hedef seçerek gaz fişekleri atılması sonrasında bir anlamda insanlar kendilerini bir yerlere sokmaya çalışmışlardır. Bu, kilise de olabilirdi, hastane de olabilirdi, kamu binası da olabilirdi hiç fark etmez. Ve bir yerde darbeye teşebbüs tarzı bir söylem var ama henüz onu netleştiremedik.

Darbeye teşebbüs mü dedin?

Aslında o darbeye teşebbüsle ilgili olarak başka bir soruşturma sürüyor. Soruşturmada gizlilik kararı var, o gizlilik kararının niye çıktığını bilmiyoruz. Gizlilik kararı olan bir soruşturma var. Bu soruşturmanın İstanbul’da 15-20 kişiyi kapsadığı söyleniyor. Ayrıca yine gizlilik kararı alınmış 73 avukatla ilgili soruşturma var. Muhtemelen darbeyle ilgili olarak yeni bir dava açılabilir. Ergenekonvari tarz bir davayla karşı karşıya kalma ihtimalimiz yüksek. Bir cadı avı bekliyorum. Bu cadı avını kimlere yöneltecekler onu bilmiyorum ama bir itibarsızlaştırma süreci olacağa benziyor.

Bir sivil nasıl darbe yapar?

Türk Dil Kurumu’nda zaten darbe için tanımlama değişmişti. “Hükümeti demokratik yollardan yıkmaya veya istifaya zorlama” diyor. Böyle bir şeyin darbe olarak anlatılması mümkün mü? Ankara’daki olaylarda polis sorguda insanlara “Yaptığınız işlemin anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik bir teşebbüs olduğunun farkında mısınız” diye soru soruyor. Yani hükümete yönelik darbe teşebbüsü içerisindesiniz diyor. Ondan sonra onu devam ettirmediler ama zannedersem özelleştirmeye çalışıyorlar. Belli kişilerin üzerinde tutmaya çalışıyorlar. Darbe suçlamasıyla ilgili dosyada avukatlarla ilgili bir kısım var gibi görünüyor. Ben de o dosyanın içerisinde var olduğumu düşünüyorum.

Hakkında soruşturma açılmış çocuk var mı?

Var, 2911 ve polise mukavemet, direnme ile suçlanıyorlar. Şu an yargılanıyorlar. Eğer ceza alırlarsa altı aydan üç yıla kadar hapis cezası var. Hapis yatmazlar fakat sicillerine işlenebilir.

Çarşı’nın durumu ne oldu?

Taraftar gruplarına yönelik ilk operasyon Çarşı’ya yapıldı. Bu operasyonda 10 kişi alındı. Bu insanlarla ilgili olarak yapılan işlemler kamu malına zarar verme, suç örgütü oluşturma. Çarşı için mafyatik benzetme yapıyorlar ki orada bir itibarsızlaştırma söz -konusu olsun. Çeteye sokmaya çalışıyor. Bu konuda da gizlilik kararı var. Bir dinleme kararı var onu istiyoruz, bize vermiyorlar.

Bir dava üzerinde gizlilik kararının alınması için hangi şartların oluşması gereklidir?

Hiçbir şarta gerek yok. Savcılık talep ediyor, mahkeme karar veriyor. Çok basit bir işlem. Artık öyle bir noktaya getirildi ki yargı, her şey gizli oldu. Bazen bakıyorsunuz dokuz ay sürüyor bu karar RedHack operasyonunda da gizlilik kararı var.

Soruşturmaya tabi tutulan başka meslek grubu var mı?

Eczacılara yönelik var. Eczacıların solüsyon yapımlarında kullanılan ilaçlarla ilgili olarak yüksek tüketim veya yüksek satış grafiği olanlarına bir soruşturma başlatıldığını gördük. Sonrasında TRT’de ve bazı kamu kurumlarında çalışan insanlara yönelik olarak medya üzerinden yazdıkları mesajlar hususunda kendilerini savunmaya davet edildiklerini, işten çıkartmaların olduğunu gördük. Üniversitelerle ilgili olarak soruşturmalar vardı. Bir rektörün Gezi’ye verdiği destek sebebiyle hedef gösterilmesi ve sonrasında görevinden ayrılması sözkonusu oldu. Gezi sürecine yönelik destek veren oyuncuların, bazı dizilerinin yayından kaldırıldığına tanık olduk. Leyla ile Mecnun yayından kaldırıldı.

HAYATINI kaybedenlerin davalarında ilerleme var mı?

Şu anda açılmış Mehmet Ayvalıtaş dosyası var. Onun duruşmasına girdik, kapı kilitlendi. İçeriye silahlı polisler girdi. Ardından duruşma salonunun kapısında davayı izlemeye gelen yakınlara gaz sıktı polis. Ethem Sarısülük davası sonrasında polis adliye önünde insanları dağıtmak için yine gaz kullandı. Ali İsmail Korkmaz davası kamu güvenliği açısından tehlike oluşturur diye Kayseri’ye alındı. Bu davaları gözlerden uzakta bitirmeye çalışıyorlar. Abdullah Cömert’le ilgili olarak katil zanlılarının bulunabilme ihtimali sıfıra yakın. Bununla ilgili olarak RedHack bir isim listesi açıkladı fakat bir görüntü olması lazım. Gaz fişekleriyle ilgili şöyle bir durum var. Kurşun çıktığında kaynağını bulabiliyorsunuz. Yiv izi var. Ama gaz fişeklerinden failin bulunabilme ihtimali çok az. Ahmet Atakan‘ın öldürülmesi olayı var. Görüntüleri izlediğinizde polisin rastgele evlere, üst katlara gaz fişeği attığını ve örneğin Antakya’da bir evin üçüncü katında yangın çıktığını gördük.

Ahmet Atakan’la ilgili bir kapsül üzerinde saç ve kan bulunmuştu?

Yok, onlar yapılan inceleme sonucu uyuşmadı. Ama çocuğun düşme şeklini gördüğünüzde düşerken hiçbir tepkisi yok, bir pelte hâlinde düşüyor. O çocuğa gaz fişeği gelmemiş olsa dahi oradaki var olan durum sebebiyle çocuğun kendini kaybetmiş olması ve düşmüş olması mümkün. Orada polisin bu şiddette müdahalesi olmasaydı, gereksiz gaz kullanımı olmasaydı belki de o çocuk düşmeyecekti.

Komiser Mustafa Sarı hayatını kaybetmişti. Bununla ilgili açılan bir soruşturma var mı?

Gösteri yapan kişilere müdahale etmek için bir polis grubunun başında görevli idi. Gecenin karanlığı sebebiyle köprüden düşüyor. Ailesinin de beyanı var. Suçlanan kimse yok.

Medeni Yıldırım ile ilgili bir dava süreci olmayacak mı?

İlk başlarda Vali’nin açıklaması vardı. “Havaya ateş edildi, o esnada direk ateş etmedik“ açıklaması yapmıştı. Sonrasında görüntüler geldi. Görüntülerde açılan ateş sonucu öldüğü görüldü. Ama o da büyük ihtimal nefsi müdafaaya sokulur.