Cansel’i hepimiz öldürdük


Korkunç haberi okumuşsunuzdur.

Kayseri’de, 12. sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Cansel K. matematik öğretmeni 33 yaşındaki Bayram Ö. tarafından cinsel istismara uğradı.

Her tecavüz mağduru gibi Cansel K. da yaşadığı ağır travmayla başından geçenleri ifşa etmekte, kabullenmekte, gencecik hayatında bu yükü taşımakta çok zorlandı.

Yakın bir arkadaşına intihar edeceğinden bahsettikten hemen sonra polis babasının silahıyla kendini vurdu ve öldü.

Daha dün Özgecan’ın vahşice katledilmesiyle teyakkuza geçen kamuoyu bu intiharla tekrar hareketlendi.

Sosyal medyada ‘Ses ver’ falan yazıldı. Politikacılarımız üzüntü beyanlarında bulundu. Sağda solda çok da kitlesel katılım olmayan yürüyüşler yapıldı.

Aynı Özgecan cinayetinde olduğu gibi yani…

Oysa o günden beri yüzlerce kadının aynı şekilde muameleye maruz kaldığı, tecavüze, tacize uğradığı ya da ‘namus cinayeti’ adı altında katledildiği, belki sizler bu satırları okurken Cansel K.’dan başka bir kadının daha yaşamının söndüğü bilgisi hepimizde mevcut.

Kadınlar ise dillerinde tüy bitmiş şekilde aynı cümleyi bağırıp duruyorlar: “Kadın cinayetleri politiktir.”

AKP iktidarı bu cümleyi her duyduğunda ‘Aha politik dediler. Kesin bize darbe yapacaklar’ refleksiyle davransa da anlayamadığı şey söylemin sadece kendilerini kastetmediği olsa gerek.

Elbette iktidar olmak birinci sorumlu olarak addedilmeyi gerektiriyor. Fakat mesele daha çok erkek olmakla ilgili. Lafı uzatmayalım, kadının katili erkektir.

Ben Erdoğan’ın ya da Arınç’ın bahsi geçen gencecik kadınlar için en az benim kadar üzgün olduğuna eminim. Fakat üzülmek aynı zamanda aynı benim gibi erkek olanların bu cinayetlerde pay sahibi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Örnek vereyim…

Başbakanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan, Konya mitinginde, Hopa’daki olayları protesto etmek için tank üzerine çıkan ve polis müdahalesi sonucu kalçası kırılan Halkevleri Merkez Yürütme Kurulu üyesi Dilşat Aktaş için, “Bu sabah bakıyorum bir televizyon kanalında Ankara’da bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem…” demişti.

Ne demek “Kız mıdır kadın mıdır bilemem” peki?

Yani Erdoğan, Dilşat Aktaş daha önce seks yapmış mıdır, ‘kızlık zarı’ bozulmuş mudur bilemiyormuş.

Peki ilgisiz bir eylem esnasında bir başbakan böyle bir şeyi niye merak eder?

Erkeğin sadece bu merakı sonucu bir yılda öldürülen kadın sayısı kaçtır?

Mesela Ankara’nın nefret söylemci Belediye Başkanı Melih Gökçek.

Ne dediydi?

“Tecavüz edeni getir, cezasını ver. Ama karındaki çocuğun suçu ne? Onu da devlet alır, büyütür çocuğun haberi bile olmaz. Çocuğun yaşama hakkını nasıl alırsınız elinden. Zina yapınca çocuğun kabahati ne? Anası olacak kişinin kabahatinden çocuğun suçu ne? Anası çeksin, anası kendisini öldürsün. Eğer biri ölecekse niye çocuğu öldürtüyor, cinayet bu… Acılar olabilir ama acılar bu işi meşru hale getirmez.”

Cansel K. ve benzeri yüzlerce kadının canına mal olan bu durumu nasıl meşru kılıyor görüyor musunuz?

Ya da ‘vicdanlı’ siyasetçi Bülent Arınç’ı ele alalım.

“İffet çok önemli. Sadece bir isim değil Kadın için de bir süstür, iffet. Erkek için de bir süstür. İffetli olacak. Erkek de olacak. Zampara olmayacak. Eşine bağlı olacak. Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacaksın.”

Nasıl? Kadın katilinin mahkemedeki savunmasında hafifletici sebep cümlesine benziyor değil mi?

Binlerce kadının canına kıyan bu söylemde Arınç’ı katil yapmayan tek şey henüz tetiği çekmemiş olması.

Sakın sadece AKPli siyasetçilerden örnek veriyorum diye kronik bir muhaliflik peşindeyim zannetmeyin. Siyaset kurumundan kamu bürokrasisine, özel sektörden sokaktaki bakkala, benden evinizdeki babanıza kadar tüm erkeklerin cinayete ortak olan söylemlerini deşifre etmek için yazıyorum.

Peki bu söylemler toplumun değişik katmanlarında katile dönüşünce onca tedbir yasasına rağmen adalet nasıl işliyor?

Yine birkaç örnek vereyim.

İzmir’de üniversite öğrencisi genç kadına tecavüz eden Ali Yavaş ve Gökhan Muşmula’nın 24’er yıl hapis cezası istemiyle yargılandıkları davada hakim, ‘iyi hal’ indirimine giderek 14’er yıl ikişer ay hapis cezası verdi.

Üniversitesi öğrencisi genç kadın, “Tecavüzcüler kravat taktı diye iyi hal indirimi uygulayıp serbest bırakan hakim benim vücudumdaki dikişlere ve iyileşmeyen darp izlerine baksın” dedi.

Zonguldak’ta, 14 yaşındaki M.A.’ya tecavüz ettiği iddiasıyla yargılandığı davada 21 yıl üç ay hapis cezasına çarptırılan 24 yaşındaki Kısmet K., Yargıtay’ın bozma kararı üzerine yeniden hakim karşısına çıktı. Dansçı olan ve tutuklanmadan önce dövmeleriyle dikkat çeken Kısmet K.’nın cezaevinde sakal bırakıp sarık taktığı ve seccadeyle cezaevi aracından indiği görüldü. Kısmet K., duruşmadaki hal ve tavırları indirim nedeni kabul edilerek 17 yıl üç ay 15 gün hapis cezasına mahkum oldu.

Esenyurt’ta üç yaşındaki küçük kız çocuğuna tecavüz ederken polislerce suç üstü yakalanan Soner Aydın’a, mahkeme üst sınırdan 15 yıl ceza vermesi gerekirken, iyi halden iki yıl dört ay ceza ceza verdi.

Şanlıurfa’da 20 yaşındaki L.Ç.’yi silah zoruyla kaçırarak İstanbul’a götürdüğü ve bir inşaat şantiyesinde hortumla döverek cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla 42 yıl hapsi istenen 30 yaşındaki N.D., mağdurun rızası olduğu gerekçesiyle beraat ettirildi.

Sayfalarca örnek vermek mümkün.

Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç net. Erkek, haklı ve meşru gördüğü motivasyonlarıyla önce kadını öldürür. Sonra sistem, cinayete yol açan bu yabanilikleri mazeret olarak kabul eder ve erkeğin yeni cinayetlerine yol verir.

Sistemle, iktidarla, devletle, adaletle uğraşmak ve bu durumu düzeltmek ikinci işimiz.

İlk iş hem benim hem Erdoğan’ın hem Arınç’ın daha doğrusu tüm erkeklerin, taşıdığı katillik potansiyeliyle uğraşması.

Bu konudaki ölçüyü koyacak tek esas ise kadının beyanıdır.

Bu beyanı duyunca burun kıvırmayın, davranın…