Ben sizden değilim arkadaş, terörist de babanızdır…


Geçenlerde Star gazetesinin 1’nci sayfasında eşek kadar basılan fotoğrafımın altındaki yazıyı okuyan 10 yaşındaki oğlum endişeli gözlerle söyledi bu cümleyi: “Baba, sana terörist demişler…”

Gazetenin 11’inci sayfasında ise aynı fotoğrafın tepesinde dokuz sütuna manşet “İçimizdeki hainler” yazıyordu.

Böylece devlet, oğluma ‘devlet’ hakkında ilk gerçek bilgiyi vermeme vesile oldu sanırım: “Sen bakma oğlum onlara. Devlet bazen yalan söyler. Onu yönetenler kendi çıkarları için masum insanların kanına girerler. Büyüyünce konuşuruz yine. Ama sen devlete değil babana inan şimdilik.”

Çocuklar babalarına hep inanırlar. Aynı Can Dündar’ın çocuğunun ona inandığı gibi. Ahmet Şık’ın, Nedim Şener’in, Hidayet Karaca’nın, Abdullah Demirbaş’ın çocuklarının inandığı gibi.

“Devlet yalan söylüyor çocuğum” cümlesini babasından duyan tüm çocukların inanacağı gibi yani.

Ankara’da gerçekleştirilen korkunç terör eylemi sonrasında Erdoğan’ın verdiği demeç bu ülkede daha pek çok çocuğun bu cümleyi işiteceğini gösteriyor bizlere: “Elinde silahı olan, bombası olan teröristle, konumunu, kalemini, unvanını, amacına ulaşabilmesi için teröriste emir verenin de hiçbir vasfı yoktur. Akademisyen olması, gazeteci olması, STK yönetici olması, aslında o kişinin terörist olduğu gerçeğini değiştirmez. Bombayı patlatan terörist olabilir, ama o eylemin amacına ulaşmasını sağlayan bu yardakçılardır. Terör ve terörist tanımını, en kısa sürede yeniden yaparak Ceza Kanunu’na almalıyız. Bu mesele basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü meselesi değildir. Ya bizim yanımızda olacaklar ya da teröristlerin yanında yer alacaklar. Bu işin ortası yoktur.”

Memleketin Cumhurbaşkanı, hükümeti, engelleyemedikleri her katliamdan sonra kendilerini mağdur saydıkları açıklamalara bir yenisini eklemiş oldu böylece. “IŞİD, Esed, PKK ortaklaşa bir kokteyl örgüt mantığıyla bombayı patlatmış” diyerek hepimizi salak yerine koydukları açıklamalardan birine daha şahit olduk memleketçe.

Peki şimdi bizleri ne bekliyor? Bahsettikleri gibi yeni yasalar çıkardıklarında nasıl bir ülkede yaşıyor olacağız?

Ben şimdiden çok net beyanda bulunayım da tarafımız belli olsun: Ben sizden değilim arkadaş!

Hem de hiç değilim, hiçbir zaman da olmayacağım.

Bu yüzden bana terörist veya terör yardakçısı derseniz, “Babandır ulan terörist” diye cevabı yapıştırmamdan hiçbir yasa beni alıkoyamaz.

O bildiriye imza atan akademisyenler de terörist falan değil. Savaştan medet umarak iktidarınızı pekiştirmeye çalıştığınızı görüp bu ülkenin çocuklarının hayatını korumak için davranan kahramanlardır o hocalar. Ağızlarını her açtıklarında PKK’ye silahlı çözüm yönteminden vazgeçmesini salık veren, müzakerelere dönülmesi için çaba sarf eden, her türlü şiddet eylemini kınayan insanlardır onlar.

Ama aynı zamanda üzerinde üniforma olunca suç işleme özgürlüğü olduğunu düşünenlerin de karşısındalar.

Bu ülkenin kolluk kuvvetleri sadece son aylarda yüzlerce masum sivil öldürmedi mi? Çocuk, bebek, kadın, yaşlı, genç vurmadı mı?

Cenazeye işkence etmediler mi? Cenazeleri barbarca teşhir etmediler mi?

Bu ülkenin tankları şehirlere rastgele atışlar yapmadı mı?

Yüz binlerce insan evlerinden aç sefil tehcir etmek zorunda kalmadı mı?

Yüzlerce kolluk kuvveti iktidar hırsınızın sinsi planları sonucunda şehit olmadı mı?

Ben bunları söylemeye devam edeceğim, terörist miyim?

Sadece Kürt meselesi değil, Suriye meselesinde de sizden değilim işte.

“İnsani yardım var” dediğiniz konvoylardan koli koli silah çıkmadı mı arkadaş? O silahların masumları katleden canilerin eline geçmediğini ispatlamadınız ki… Bölgedeki insanlık dramının yaşanmasında hiçbir suçunuz yok da sadece Can Dündar ve Erdem Gül mü olanlardan sorumlu yani?

Sizlerin bölgedeki faaliyetlerini şüpheli buluyorum, terörist miyim?

‘Paralel Yapı’ operasyonlarınız var ya? İşte o konuda da sizden değilim ben.

Bürokrasi ve yargıda iktidarın kendi adamlarıyla devleti işgal ettiğine eminim. Cemaate yakın kadroların o dönemde bu faaliyetlerde bulunduğunu arkadaşlarımızın cinayet dosyalarından şahsen biliyorum.

E peki bu kadrolar tasfiye edilince şimdi devlet tarafsız ve özgür mü? Gidenlerin yerine getirdikleriniz tüm kamuda ve yargıda emir erleriniz gibi çalışmıyor mu? Bu olan biten sizlerin devleti yönetme biçiminiz, kalıcı alışkanlığınız değil mi?

Üstelik bu ülkede hırsızlık yapan yönetici yok mu yani? Rıza’nın önüne yatan zavallıları din, kitap diye diye adaletten kaçırmadınız mı yani?

Dönemin şüpheli Cemaat bürokratlarına operasyon yapacağım bahanesiyle gazeteleri, televizyonları gasp etmediniz mi? Önünüze geleni ‘paralel’ ilan ederek kendi suçlarınızı örtbas etmediniz mi?

Ben etrafımızı hırsızların sardığını düşünüyorum, terörist miyim?

Sadece bu da değil. Sırf kendi mezhebiniz ve inancınız üzerinden inşa ettiğiniz tüm politikalara da karşıyım.

Başta Aleviler olmak üzere tüm kesimlerin vergileriyle bütçesini karşıladığınız Diyanet’in de, Milli Eğitim’in de iyice yamulduğuna inanıyorum.

Kadına bakışınızdan çevre politikalarınıza, betona tamamen duygusal aşkınızdan kültür politikalarınıza, işçi hayatına kastınızdan Avrupa Birliği’ne yaklaşımınıza kadar hiçbir konuda sizden değilim işte.

Terörist miyim?

Elimdeki kalemi tüm gücümle ülkemizin çocuklarına güvenli bir gelecek bırakmak için kullanmak isterken ben hain oluyorum da başka ülkelerin başkentlerini havaya uçurmak isteyenler kahraman mı yani?

Ben terör eylemlerinde katledilen sivillerin failiyim de siz masum, mağdur melekler misiniz yani?

Bu devleti siz yönetiyorsunuz. Ve yalan söylüyorsunuz.

Çocuklarımıza “Devlet yalan söylüyor” dememizin sebebisiniz.

Hangi yasayı çıkarırsanız çıkarın gerçeği örtemezsiniz.

Terörist de babanızdır…